Cami duvarından 200 yıllık şehir planı çıktı
Kütahya'nın Parmakören Mahallesi'nde bulunan ve geçmişi tam olarak bilinmese de 1840'larda onarım gördüğü kayıtlara geçen tarihi cami, duvarlarının arasında sakladığı büyük bir sırrı yüzyıllar sonra gün yüzüne çıkardı. Yaklaşık iki buçuk yıl önce başlayan restorasyon çalışmaları sırasında, cami duvarındaki bir taşın yapıya ait olmadığı fark edildi. Taşın yerinden çıkarılmasıyla ortaya çıkan gizli bölmeden, yüzlerce küçük kağıt parçası döküldü.
Uzman ellerden titiz dokunuşlarla ortaya çıkarıldı
Zamanın etkisiyle oldukça kırılgan hale gelen, dağılmış ve deforme olmuş yaklaşık 300 parça, büyük bir titizlikle toplanarak Ankara'daki Kağıt Konservasyon Laboratuvarı'na gönderildi. Uzman ekipler, adeta bir yapbozun parçalarını birleştirir gibi aylar süren bir sabırla eser üzerinde çalışmaya başladı. Modern dijital yöntemler ve mikroskobik incelemelerle yürütülen süreçte, kağıtların fiziksel ve kimyasal yapısı koruma altına alındı.


Osmanlı minyatür sanatıyla Mekke planı çıktı
Yapılan detaylı incelemeler ve parçaların bir araya gelmesiyle, eserin 18. veya 19. yüzyıla ait nadir bir "Mekke Şehir Planı" olduğu anlaşıldı. Osmanlı minyatür sanatı teknikleriyle hazırlanan eserde; nehir benzeri figürler, bitki süslemeleri ve kutsal topraklara dair yerleşim detaylarının yer aldığı görüldü. Uzmanlar, bu keşfin hem İslam coğrafya tarihi hem de dönemin şehir planlama anlayışına dair paha biçilemez bilgiler sunduğunu belirtiyor.

Restorasyon bitince müzede sergilenecek
Parmakören Mahallesi Muhtarı Mehmet Dinler, keşif anını anlatırken, parçaların zarar görmemesi için büyük çaba sarf ettiklerini ve eserin profesörler eşliğinde incelenerek korumaya alındığını ifade etti. Ankara'daki birleştirme çalışmaları tamamlandıktan sonra, bu tarihi plan bir pano haline getirilecek.
Kültürel mirasın önemli bir parçası olarak kabul edilen bu nadide eser, Kütahya Müze Müdürlüğü’nde sergilenerek hem yerli hem de yabancı ziyaretçilerin beğenisine sunulacak. Yüzyıllardır bir duvarın içinde sessizce bekleyen bu keşif, Anadolu’nun dini mimarisinin ne kadar büyük sürprizlere gebe olduğunu bir kez daha kanıtladı.








